2013 Serkan Engin Enternasyonel Poetik Oto-Almanağı

Standard

2013 Serkan Engin Enternasyonel Poetik Oto-Almanağı

Şubat 2013:

Kanada’da Şiir Sergisinde 3 Türkçe Şiir
Serkan Engin’e ait 3 şiir, hem Türkçe hem de İngilizce olarak, Cobourg Şiir Atölyesi projelerinden olan ve geleneksel olarak Ontario, Cobourg’daki The Human Bean adlı kafede düzenlenen Poetry’z Own şiir köşesi çalışmasında sergilendi. Türkiye’den sadece Serkan Engin’in Peralı Güzele Gazel (Ghazal to Pera Belle), Gecenin G Noktası (The G Point of the Night), Her Dilde Aşk (Love in Every Language) adlı şiirleriyle yer aldığı sergi, farklı ülke şairlerinin yazdığı 6 değişik dildeki toplam 7 şiiri içermekte olup 4 hafta boyunca şiir okurlarının ilgisine sunuldu.
Sergide Serkan Engin’den başka Wally Keeler, Xenophon Gournaropoulos, Mark Clement and Guido Gezelle adlı şairler birer şiirleriyle yer aldılar. Her birinin İngilizce çevirisi sergilenmekle birlikte, 3 Türkçe ve birer adet Flemenkçe, Çince (Mandarin), Yunanca ve Almanca şiir, sergi kapsamına dâhil edildi.

Mayıs 2013:
Japonya’da Türkçe Bir Samuray 
Japonya’nın önde gelen şiir ve felsefe dergilerinden Shi to Shisou, 317. sayısında Türkiyeli Laz Şair Serkan Engin’i konuk etti. Derginin her sayı farklı bir ülke şairinin konuk edildiği “Dünya Şairleri El Ele” adlı bölümünde, Serkan Engin’e ait 6 şiir (Evsizliğin Çocukluğu, Kırık Çırak, Peralı Güzele Gazel, Her Dilde Aşk, Halklar ve Aşklar, Gecenin G Noktası) Japonca çevirileriyle yayımlandı. Toplam 6 sayfa yer kaplayan bölümde, Serkan Engin’in “İmgeci Sosyalist Şiir” düzlemindeki poetik mücadelesi ve muhalif politik yazıları hakkında ayrıntılı bilgi verildi ve yayımladığı e-kitapların listesi de Japon okurun ilgisine sunuldu. Makaleyi kaleme alan Osaka Üniversitesi’nden Prof. Masao Sugiyama, Serkan Engin’in şiirlerini ve poetik görüşlerini Japonca’ya aktarırken, Talat Sait Halman’ın İngilizce olarak hazırladığı “100 Modern Turkish Poems” 100 Modern Türkçe Şiir adlı antoloji doğrultusunda, Türkçe’nin köklü şiir geleneğinden de bahsetti.Türkiye’deki politik baskıyı yansıtması açısından, Fazıl Say’ın dava edilmesine neden olan Ömer Hayyam dizeleri de Japonca’ya çevrilip Japon okurlara sunuldu.
Haziran 2013:
Serkan Engin Şiiri The Writer’s Drawer Kitap Projesi’nde
Kültürlerarası yazar platformu The Writer’s Drawer’ın editörü Beryl Belsky tarafından Serkan Engin’den yayımlanmak üzere şiir göndermesi talep edildi. Bu davete olumlu yanıt verilmesiyle birlikte gönderilen “Love in Every Language” adlı Serkan Engin şiiri, Türkçe özgün hali, Kürtçe ve Lazca çevirileriyle birlikte yayımlandı ve The Writer’s Drawer’ın kültürlerarası kolektif kitap projesine dahil edildi.
Temmuz 2013
Türkçe’nin Turist Ömer’i Paris’te
Paris ve Londra’da eşzamanlı olarak yayımlanan ve Paris, Londra, Glasgow, Amsterdam ve New York’taki bellibaşlı kitapevlerinde okurun ilgisine sunulan matbu edebiyat dergisi “Belleville Park Pages”, üçüncü sayısında Türkiye’den Serkan Engin’i konuk etti. 15 günlük periyotlarla yayımlanan dergide, Serkan Engin’e ait “Your Skin Script” (Ten Yazın) adlı şiir yer aldı. Fransız, İngiliz ve Amerikalı şairlerin çoğunlukta olduğu derginin üçüncü sayısında, Brezilya, Hindistan ve Türkiye’den birer şair yer alıyor.

Serkan Engin’in Poetik Yazısı The Writer’s Drawer’da

Serkan Engin’in İngilizce olarak kaleme aldığı, İmgeci Sosyalist Şiir’in açımlanmasına dair olan “Imagist Socialist Poetry: A Short Guide” (İmgeci Sosyalist Şiir’in Kısa Kılavuzu) adlı poetik yazısı, İsrail merkezli olup uluslararası alanda faaliyette bulunan The Writer’s Drawer adlı edebiyat platformunda yayımlandı.

Serkan Engin Uluslararası Gezi Parkı Şiir Projesi’nde

Türkiye’deki “Gezi Parkı” direnişine destek için dünyanın dört bir yanındaki şairleri örgütleyen “Solidarity Park Poetry” projesi kapsamında, Türkiyeli Laz Şair Serkan Engin’e ait “Love in Every Language” adlı şiir, İngilizce çevirisinin yanısıra Türkçe özgün hali ve Kürtçe ile Lazca çevirileriyle birlikte yayımlandı. Özgün adı “Her Dilde Aşk” olan şiirin İngilizce çevirisi Serkan Engin tarafından, Kürtçe çevirisi Mehmet Caymaz ve Lazca çevirisi Selma Koçiva tarafından yapılmıştı.

Ağustos 2013:
Serkan Engin Şiiri Hindistan’da
Hindistan merkezli olup şiir editörü Yeni Zelanda’da, öykü editörü A.B.D.’de ve genel yayın yönetmeni Hindistan’da bulunan ve ekibi gibi katılımcıları da uluslararası edebiyat camiasından olan İngilizce edebiyat dergisi “Open Road Review”, Ağustos ayındaki 6. sayısında, Serkan Engin’in “Brothel Trauma” (Genelev Travması) adlı şiirini yayımladı.

Eylül 2013:
Serkan Engin “The Criterion”da
Serkan Engin’e ait “Children of Homelessness” (Evsizliğin Çocukluğu) adlı şiir, Hindistan merkezli uluslararası edebiyat dergisi “The Criterion”un son sayısında yer aldı.
Kız Veysel” Belleville Park Pages’de
Daha önce 3. sayısında Serkan Engin’e ait “Your Skin Script” (Ten Yazın) adlı şiiri yayımlayan matbu edebiyat dergisi Belleville Park Pages, 8. sayısında da Serkan Engin’in “Ladyboy Veysel” (Kız Veysel) adlı şiirini yayımladı.
Arsız Akrostiş” Şangay’da
Şangay merkezli olup üç ayda bir İngilizce olarak uluslararası alanda yayımlanan edebiyat dergisi “Far Enough East“, 3. sayısında Türkiye’den Serkan Engin’e ait “Shameless Acrostic” (Arsız Akrostiş) adlı şiire yer verdi. Dört editör ve bir baş editörden oluşan dergi yayın kurulu adına Robin Silver’ın ilettiği bilgiye göre, Türkiye’den bir şiir ilk kez dergilerinde yer aldı.

Serkan Engin “Empty Mirror Literary & Arts Magazine”de

Amerika’nın önde gelen sanat dergilerinden olup özellikle “Beat Kuşağı” olarak adlandırılan şiir ve sanat akımı temsilcilerinin eserlerini bir araya getiren “Empty Mirror Literary & Arts Magazine”, Serkan Engin’e ait “I Kissed You With Sparrows” (Serçelerle Öptüm Seni) adlı şiiri yayımladı.“Serçelerle Öptüm Seni” ilk olarak 2012 yılında Afrodisyas Sanat Dergisi’nin 32. sayısında yayımlanmıştı.
Ekim 2013:
Serkan Engin “Miracle Magazine”de

Amerika’da iki ayda bir yayımlanan matbu edebiyat dergisi Miracle Magazine, 7. sayısında, Türkiye’den Serkan Engin’e ait “Samurai With Butterfly Epaulet” (Kelebekli Samuray) adlı şiiri yayımladı. Şiirin özgün Türkçe hali (Kelebekli Samuray), 2011 yılında Kum Edebiyat Dergisi’nde yayımlanmıştı.
Amerika’da Türkçe Bir Kovboy

A.B.D.’nin Oregon eyaletindeki Portland şehrinde faaliyet gösteren uluslararası edebiyat dergisi “Spilt Infinitive”, Serkan Engin’e ait “Charlady Gulizar” (Gün delik Gülizar) ve “Broken Apprentice” (Kırık Çırak) adlı şiirleri, 2014 yılı Ocak ayındaki gelecek sayılarında yayımlama kararı aldı.
Serkan Engin Şiirleri Fransızca’da

Uluslararası düzlemde Fransızca olarak altı ayda bir yayımlanan edebiyat dergisi “Vents Alizés Revue”, gelecek sayısında Türkiyeli Şair Serkan Engin’i konuk etme kararı aldı. Dünyanın dört bir tarafından şairlerin katılımda bulunduğu edebiyat dergisi, Serkan Engin’in üç şiirine birden yer verecek. Fransızca’ya çevirileri Şair-Çevirmen Yaşar Doğan (Lolan) tarafından yapılan “Evsizliğin Çocukluğu- L’enfance sans-abri, Kırık Çırak- L’apprenti bouleversé, Peralı Güzele Gazel- Gazel à la Belle de Péra” adlı Serkan Engin şiirlerinin hem Türkçe özgün halleri hem de Fransızca çevirileri bir arada yayımlanacak.
Kasım 2013:
Tenha Tezgahtar” Empty Mirror Literary & Arts Magazine’de
Eylül ayında Serkan Engin’in “I Kissed You With Sparrows” (Serçelerle Öptüm Seni) adlı şiirini yayımlayan “Empty Mirror Literary & Arts Magazine”, bu ay da Serkan Engin’in “Delayed Saleslady” (Tenha Tezgahtar) adlı şiirini yayımladı.
Aralık 2013:
Kırık Çırak” Amerika’da
2012 yılında 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda (Labor Day) Amerika’da Baltimore Üniversitesi’nde kurulan “Industry Night” adlı edebiyat dergisi, son sayısındaTürkiyeli Laz Şair Serkan Engin’e ait “Broken Apprentice” (Kırık Çırak) adlı şiiri yayımladı. Sadece “emek” eksenli şiir, öykü ve denemeleri yayımlayan “Industry Night”, ilk defa Türkiye’den bir şaire yer verdi. Serkan Engin’in “Kırık Çırak” adlı şiiri, 2005 yılında Ünlem Dergisi’nde yayımlanmış ve 2006 yılında Eski Broy Dergisi’nin hazırladığı şiir yıllığına alınmıştı. Daha sonraki yıllarda Kürtçe çevirisi 2009’da Güney Dergisi’nde, Rumca çevirisi 2010’da ülkemizdeki tek Rumca gazete olan Apoyevmatini Gazetesi’nde ve Japonca çevirisi 2013 yılı Mayıs ayında “Shi to Shisou” adlı Japonya’nın önde gelen şiir ve felsefe dergisinde yayımlanan “Kırık Çırak” adlı şiirin Fransızca çevirisi de “Vents Alizés Revue” adlı Fransızca yayın yapan uluslararası edebiyat dergisinin gelecek sayısında yer alacak. “Kırık Çırak” şiirinin ayrıca, Hemşince, Oğuzca ve Almanca çevirileri de bulunuyor.

Between Cuba and Fatsa- Entre Cuba y Fatsa- Küba Fatsa arası

Standard

fidelvefikri

 

 

Between Cuba and Fatsa

 

 

I did everything for and with my people”

 

Fikri Sonmez*

 

 

My heart belongs to Cuba, my comrades,,

 

I am the same age as

 

The children whose dreams

 

Have been kissed by Fidel and Ernesto.

 

My homeland is Fatsa in the year 1979,

 

Time period of Fikri Sonmez,

 

The best tailor of socialism.

 

 

Because of these, my comrades,

 

My sparrow life is

 

A daisy rain,

 

Between Cuba and Fatsa.

 

 

Serkan Engin

 

Translated from Turkish by Serkan Engin

 

 

* Fikri Sonmez (Fikri the Tailor):

 

 

Fikri Sonmez was a tailor and socialist politician who served as the mayor of Fatsa district of Ordu Province in Turkey between 1979 and 1980. He had a political view parallel to Fidel Castro and Cuban Revoution in 1959. After his election as the mayor, he splitted Fatsa into eleven regions and created people’s committees. He made campaigns against the violence against women, the poor infrastructure in Fatsa, gambling, diseases because of the bad conditions in the town. Because of his success he got support from different political movements in the town. On 11 July 1980, Turkish military conducted an operation against Fatsa. Fikri Sönmez was arrested and put into prison. He died of a heart attack in Amasya penitantiary on 4 May 1985.

 

 

***

 

 

Entre Cuba y Fatsa

 

 

” Hice todo para y con mi pueblo ”

 

Fikri Sonmez*

 

 

Mi corazón pertenece a Cuba, compañeros,

 

Tengo la misma edad de

 

Los niños cuyos sueños

 

Han sido besados por Fidel y Ernesto.

 

Mi patria es Fatsa en el año 1979,

 

Período de Fikri Sonmez,

 

El mejor sastre del socialismo.

 

 

A causa de esto, mis camaradas,

 

Mi vida de gorrión es

 

Una lluvia de margaritas,

 

Entre Cuba y Fatsa

 

 

Serkan Engin

 

Traducido al castellano por Marcela Villar M.

 

 

***

 

 

Küba Fatsa arası

 

 

“Ben ne yaptıysam halkım için,

 

halkımla birlikte yaptım”

 

Fikri Sönmez

 

 

Kalbim Kübalıdır “abiler”,

 

Fidel ile Ernesto’nun

 

düşlerinden öptüğü çocuklarla yaşıt.

 

Memleketim, 79’daki Fatsa’dır,

 

bu şafaklarda Sönmez

 

Fikri’nin zamanında,

 

sosyalizmin en güzel terzisi.

 

 

“İşte bu yüzden dostlar

 

bu yüzden”,

 

Küba ile Fatsa arasında,

 

bir papatya sağanağıdır,

 

şu benim serçe ömrüm.

 

 

Serkan Engin

 

 

Poetik İmge Nedir

Standard

Spiral_Illusion_by_nightmares06

POETİK İMGE NEDİR

(Şiir’de “İmge” Nedir, Nasıl Kurulur)

Felsefi anlamda imgenin tanımı, “Nesnel gerçekliğin insan zihnindeki yansımaları”  şeklindedir (Felsefe Sözlüğü/ Orhan Hançerlioğlu). Yani “gece imgesi” denilebilir felsefi anlamda, ama Şiir’de “gece” sözcüğü tek başına imge olmaz, çünkü Şiir’de bahsedilen imge, bir başka deyişle “poetik imge” farklı bir anlam içermektedir. Çünkü “gece” dediğimiz zaman herkeste benzer çağrışımlar oluşur, ama gece+ x sözcükleri ile yani “ilk kez kullanılan” ve en az iki sözcükten oluşan kombinasyon ile “poetik imge” oluşturulur. Şiir’deki “imge”den kastımız da budur.

Sıradan bir “doğal sözcüğü”, yani günlük hayatta aynı dili konuşan herkesin ortaklaşa kullandığı bir sözcüğü ele alalım, örneğin “ağaç”. Anlambilimin (semantik) alt kolu dilbilimsel açıdan ifade edersek, somut bir sözcük olan “ağaç” sözcüğü bir göstergedir. İnsanlar kavramlarla düşünür ve düşündüklerini ifade etmek için göstergeleri kullanırlar.  Bu göstergelerin realite içinde imledikleri nesnelere, durumlara, olgulara, kavramlara ve eylemlere gönderge denir. Dilin temel işlevi olan “bildirişimin” oluşabilmesi için bir göstergenin diğer insanlar için de aynı göndergeyi imlemesi gerekir. Bu demektir ki bir sözcüğü yazılı ve/veya  işitsel olarak alımlayan tüm bireylerin zihninde oluşan izlenim, görüntü (imaj/ image) göstergenin genel özelliklerinin toplamıdır. Yani,  somut bir sözcüğü örnek olarak ele alırsak, “ağaç” dediğimizde (veya “ağaç” diye yazdığımızda) işiten (veya okuyan) kimsenin zihninde bir zeplin ya da asansör görüntüsü oluşmaz.  Keza, aynı şekilde, “ağaç” dediğimizde kimsenin zihninde, örneğin cimrilik veya bela gibi soyut kavramların izdüşümü de oluşmaz.“Ağaç” sözcüğünü alımlayan her bireyin zihninde farklı ağaç türlerinin görüntüleri oluşsa da sonuçta ağaçların ortak özellikleri algılanır. Soyut bir sözcük olan “gece” sözcüğünü ele aldığımızda ise,  gene benzer bir sonuç ortaya çıkar. “Gece” dediğimizde veya “gece” diye yazdığımızda, işiten veya okuyan her bireyde, ortak izdüşümlerin toplamı oluşur. Yani “gece” denilince alımlayan bireylerde ölüm, sessizlik, eğlence hayatı, sokak lambası, uyku, bar taburesi, yalnızlık, karyola, hırsız, seks, vs. gibi çeşitli soyut kavramlara ve somut nesnelere dair ortak izdüşümler oluşur, ama hiç kimse “gece” sözcüğünü duyunca ya da okuyunca zihninde “rüşvet” gibi soyut bir kavram veya “ok” gibi somut bir nesneye dair izdüşüm oluşmaz.

Burada bahsedilen imaj/image/ imge, bizim ele aldığımız poetik imge değildir, çünkü dil içinde ortak kullanıma dâhil olan göstergelerin (sözcüklerin) imlediği göndergeler, her birey için “aynı” ortak görüntüler (imajlar) toplamını oluşturur. Poetik imge ise aralarında analojik ilinti kurulan anlamca birbirine uzak iki sözcüğün (göstergenin) yazılı ve/veya işitsel olarak alımlandığında, her bir alımlayıcı bireyin zihninde farklı şekilde, “kendi öznel algılarına koşut” izdüşümdeki bir göndergeyi veya göndergeleri oluşturur. Bu gönderge, poetik imgenin eylem öznesi olan şairin kendi zihninde, kavramsal (conceptional) ve düşlemsel (imaginational) açıdan oluşan “yaratı”nın içkin olarak taşıdığı hedef ile birebir örtüşmez, her bireyde aynı ve sabit izdüşüm oluşturmaz. Bu “yaratı” diye tanımladığımız zihinsel ürünün oluşum mekanizması, şair öznenin etken ve/veya edilgen konumu gibi pek çok konu, ayrı bir makalede işlenmesi gereken çok katmanlı bir sorunsaldır (problematik). Keza, daha önceki cümlede “kendi öznel algılarına koşut” diye ifade ettiğimiz durum, alımlayıcı bireylerin her birinin kendi özgün algılama düzlemlerinin oluşum ve ayrışım süreçlerinden, bu süreçlere yol açan bireysel ve toplumsal nedenlerden yola çıkılarak şair-şiir-okur sacayağına dair derin bir çözümlemenin yapılacağı apayrı bir makaleye kapı aralar.

Evet, döndük başa. Elimizde ne var, “gece” sözcüğü. Nedir? Bir soyut isim.

Bir diğer sözcüğümüz nedir? “Gömlek” sözcüğü. Bir somut isim.

Bu iki sözcük arasında örnekseme (analoji) yoluyla ilinti kurup bir “poetik imge” oluşturacağız. Sadece bu örnekteki gibi soyut-somut sözcük kombinasyonuyla değil, somut-somut, somut-soyut, soyut-soyut, soyut-somut kombinasyonlarıyla da iki (en az iki) sözcük arasında örnekseme yapılarak “poetik imge” kurulabilir.

İlk örneğimizde isim + isim kombinasyonu üzerinden bir poetik imge kuracağız. Ayrıca isim + fiil veya fiil + isim kombinasyonu ile de poetik imge kurabiliriz. Bunu da ikinci örneğimizde ele alacağız.

 Şematik olarak ifade edersek,

 gece……doğal sözcük

 gece + x= gecenin gömleği……………..birbirinden anlamca uzak iki sözcük arasında örnekseme (analoji) yoluyla kurulan poetik imge

 yz + gece +x = Aşk’a yırtıldı gecenin gömleği……………zincirleme poetik imgeler ile oluşturulmuş bütün dize.

 Dizeyi, zincirleme etkiyi oluşturan alt birimlere ayırırsak:

 1- gecenin gömleği

2- yırtıldı gecenin gömleği

3- Aşk’a yırtıldı gecenin gömleği

gece + x = “gecenin gömleği” = poetik imge (Doğal dilin yapıtaşlarından iki sözcük arasında örnekseme yoluyla, konvansiyonel mantığın ötesinde, kendi içsel mantık paradigması şair öznenin bilinç ve bilinçaltının bileşkesine dayalı olan ve şiir/ sanat tarihinde ilk kez kullanılan özgün ilinti, poetik imgeyi ortaya çıkarır. Doğal dil içinde “gecenin gömleği” diye bir ifade yoktur. Gece, gömlek giymez elbette, soyut bir kavrama somut bir özellik atfettik burada, ama ilk kez yapılan, sadece bize ait, özgün bir atıf ve bu atıfla oluşan poetik imge, sözlü veya yazılı olarak kendisini alımlayan her bir bireyde farklı ve yepyeni izdüşümlere yol açacaktır. Her bir alımlayıcı öznedeki nihai izdüşümler, poetik imgenin şair öznenin zihnindeki yaratılma sürecinde ve daha önemlisi şair öznenin poetik imgeye birikme sürecinde, şairin zihninin içkin olarak hedeflediği izdüşüme yakın veya uzak olacaktır. )

z + gece +x =“yırtıldı gecenin gömleği” = zincirleme poetik imge (Poetik imge, konvansiyonel mantığın sınırlarını aşan yeni bir söyleyiş ortaya koymuştu, “gecenin gömleği”, buna bir fiil sözcüğü olan “yırtılmak” sözcüğünü ekledik, ortaya “zincirleme poetik” imge çıktı. Doğal dil içinde elbette “gecenin gömleği” diye bir ifade yoktur, hele ki bunun “yırtılması” diye bir ifade hiç yoktur.  Somut bir nesneye, yani “gömleğe” dair fiziksel bir durumu, “yırtılmak” edilgen fiilini, soyut bir kavrama dair sözcüğe, yani “gece”ye atfettiğimizde, zincirleme poetik imgeyi kurmuş olduk.

yz + gece +x = “Aşk’a yırtıldı gecenin gömleği”…zincirleme poetik imgeler ile oluşturulmuş bütün dize (Bir önceki poetik imge zincirine, bu sefer de “Aşk’a yırtılmak” ifadesini katarak yeni bir poetik imge daha elde ediyoruz. Doğal dil içinde, “aşka yırtılmak” diye bir tabir yoktur elbette, konvansiyonel mantığa dâhil değildir, bizim kurduğumuz kendimize özgü üst dil (metalanguage) içinde realize olmuş ve poetik imgeyi oluşturmuştur.

Nihai Sonuç: “Aşk’a yırtıldı gecenin gömleği”. Soldan sağa, sağdan sola toplasan topu topu 4 kelime, ama ne çok katman var içinde, zincirleme kaç iç içe imge.

Bir başka örnek üzerinden devam edelim. Bu seferki isim + fiil kombinasyonu olsun:

İsim sözcüğümüz: sokak

Fiil sözcüğümüz: ağlamak

ağlamak…..doğal sözcük

x + ağlamak = sokağa ağladım….poetik imge (Bu sefer, önceki örnekten farklı olarak, bir somut isim ile bir fiil arasında örnekseme yoluyla ilinti kurduk. Doğal dil içinde “sokağa ağlamak” diye bir tabir yoktur. Doğal dilin sıradan yapıtaşlarını, yani herkes için aynı izdüşüme sahip olan iki sözcüğü alıp doğal dilin dışında ve üstünde, konvansiyonel mantığın dışında ve ötesinde bir kombinasyonla bize özgü yeni bir dilin yapıtaşlarına dönüştürdük.)

x+ ağlamak + z= sokağa ağladım heveslerimi……….zincirleme poetik imge

x+ ağlamak + y + z= sokağa ağladım mor heveslerimi……….zincirleme poetik imgeler bütünü dize.

Tam da burada “Kral çıplakkk!” diye samimiyet ve cesaretle haykıran çocuk gibi şu soru sorulabilir: “E, iyi madem, biz de birbirleriyle alakasız ne kadar sözcük varsa, yan yana koyalım, biraz üstünde kafamıza göre düzenlemeler yapalım, ne de olsa mantık ve gramer kurallarıyla da sınırlı değiliz, uydur babam uydur, Şiir bu mudur yani?”.

Onu da yapanlar var günümüzde şiir niyetine, “postmodern” şairler. Bu noktada, daha önceden yazdığım makalelerimden birinden alıntı yapacağım:

“Post-modernist şiir, şiirde anlam’ı ve anlak’ı hiçleyerek, şiiri sadece sözcük ve harf oyunlarına indirgeyen ve şair öznenin bilinçaltını dışavurumundan öteye geçmeyen şiir türüdür. Eklektik olarak sürrealizm, dadaizm, letrizm gibi akımların etkilerini içinde barındıran post-modernist şiir, öteki’lerle empati kurmayı ve bunu yansıtmayı önemsemeyen ve dolayısıyla da okur tarafından özdeşlik kurul(a)mayan, hayatın şair öznenin bilincinden dönüştürülerek yansıtılmadığı, ancak şairin içsel bunalımlarının şımarıkça dışavurumundan öteye geçmeyen bencil ve şımarık bir metinsel oyundur. Bu şiirlerdeki insan, sadece bir plastik malzemedir. Yaşayan, umutları, kaygıları, dertleri, sevinçleri olan insan yoktur bu şiirlerde. Sadece şair öznenin kendisi ağırlık merkezidir, sadece kendi yarasını yansıtmak kaygısındadır, sadece kendisi anlamlı ve önemlidir çünkü kendisi için. Temel çelişki ise, bunca bencilliğin içinde şiirlerini “okunmak” üzere yayımlamalarıdır. Okuru umursamayan bir şiir anlayışında yazanların, “okunmak” talebiyle, yazdıklarını matbu ya da sanal ortamda paylaşması, dergilerde ya da kitap halinde yayımlaması ise, kendileriyle çelişkiye düşmelerine neden olan gülünç bir durumdur.
 
Son yıllarda kimi dergilerin ağırlık merkezini oluşturduğu “görsel şiir” anlayışı da, gene insanı merkez almayan, okur tarafından özdeşlik kurulmasını önemsemeyen, şiirden anlam’ı ve anlak’ı dışlayan yapısıyla, post-modernist şiir algısına dahildir. Ne var ki, harf kombinasyonlarının ve şekillerin, sadece bilgisayar aracılığıyla üretilmesi üzerine kurulu, aslen tipografik bir oyun olan bu şiir(!) anlayışı, temelde, şair özne tarafından üretilmiş yazılı metnin okur tarafından metin üzerinden okunması paradigması üzerine kurulu 
şair-şiir-okur ilişkisinin dışında olduğu, şiirden çok görsel sanatların ilgi alanında değerlendirilmesi gerektiği, nesnel gerçekliğin hayattan yansıtılması ile okur tarafından empati ve özdeşlik kurulabilecek yazınsal ürünler olmaktan çok uzak oldukları, ancak geçici bir moda olmaktan öte varlıklarını sürdüremeyecekleri çok aşikar olduğundan dolayı, kanımca üzerinde çok fazla durulması gereken bir yapılanma olmamaktadır.”

Post Modernist Şiirler(!) Sirki/ Serkan Engin/BirGün Kitap Eki Sayı 100, 2011/Afrodisyas Sanat Sayı 27-28, 2011/ İnsancıl Dergisi Sayı 263-264,  2012

Zurnanın zırt dediği nokta, “denge” meselesidir. Ne düzyazı mantığıyla yazılmış cümleleri kırıp kırıp alt alta yazarak, az biraz uyak, redif düşürerek yazdığınız metin şiir olur ne de bilinçaltı kusmuklarınızı kağıda döküp zırvalayarak şiire ulaşabilirsiniz.

İmgeleriniz, kolektif bilinçaltına, onun çekirdek yapıları arketiplere erişebilmeli ve izlek olarak, sizin biricik kişisel yaşantınızın ötesinde başka başka birey ve toplulukların ortaklaşa yaşadıkları realiteleri imleyen yapıda olmalıdır. Ancak o zaman, yani kendi bireysel varoluşunuzda sıkışıp kalmayıp ötekiler’in de şiir düzleminde dili olabiliyorsanız, yaşayan ve devinen “sahici” şiirler yazabilirsiniz.

SERKAN ENGİN

Ocak 2014

Japonya’da Türkçe Bir Samuray

Standard

Serkan Engin Article-page-001

Japonya’nın önde gelen şiir ve felsefe dergilerinden Shi to Shisou, 317. sayısında Türkiyeli Laz Şair Serkan Engin‘i konuk etmiştir. Derginin her sayı farklı bir ülke şairinin konuk edildiği “Dünya Şairleri El Ele” adlı bölümünde, Serkan Engin’e ait 6 şiir (Evsizliğin Çocukluğu, Kırık Çırak, Peralı Güzele Gazel, Her Dilde Aşk, Halklar ve Aşklar, Gecenin G Noktası)Japonca çevirileriyle yayımlanmıştır. Toplam 6 sayfa yer kaplayan bölümde, Serkan Engin’in İmgeci Sosyalist Şiir düzlemindeki poetik mücadelesi ve muhalif politik yazıları hakkında ayrıntılı bilgi verilmiş, yayımladığı e-kitapların listesi de Japon okurun ilgisine sunulmuştur.

Makaleyi kaleme alan Osaka Üniversitesi’nden Prof. Masao Sugiyama, Serkan Engin’in şiirleri ve poetik görüşlerini Japonca’ya aktarırken, Talat Sait Halman’ın İngilizce olarak hazırladığı “100 Modern Turkish Poems” 100 Modern Türkçe Şiir adlı antoloji doğrultusunda, Türkçe’nin köklü şiir geleneğinden de bahsetmiştir. Türkiye’deki politik sosyal baskıyı yansıtması açısından, Fazıl Say’ın dava edilmesine neden olan Ömer Hayyam dizeleri de Japonca’ya çevrilip Japon okura sunulmuştur.

Kız Veysel

Standard

Görsel

Kız Veysel

Veysel ki geberesi(!)

kangren babasının zürriyetinde

fazla kuzusu anasının

sokağa düşmüş düşleri

gecenin kirli pençesinde

Veysel ki ıssız bir monolog

kendini ezberleyen

karşı kıyısında hayatın

umudunun sırtında

nal izleri yılkı atlarının

Veysel ki kahrolası(!)

ıskartası mahallenin

sokağın utanç hanesinde

iliklerine sinmiş dik açılı acılar

elleri kederin ceplerinde

Veysel ki sağır bir sandal

şiddet denizinin dibinde

kendine sıkılmış bir mermi

intiharı heceleyen

: ki Veysel bir imlâ hatası ömrünün önsözünde

Serkan Engin

İle Dergisi Temmuz-Ağustos 2007

Genelev Travması

Standard

Görsel

Genelev Travması

çürümüş düş kokulu odalarda
ıslak bir hayal kırıklığına açılır
kapıların köhneliği
duvarlara sinmiş sahte orgazm senfonileri
arabesk sloganlar hecelenir aynalarda
sımsıkı utanca susar pencereler
kirli bir nehir akar buruşuk yatakta

kadın ki acının asi cambazı
dikenli teller üzerinde
dirimle ölüm arasına gerili
yırtık hevesleri diker kasıklarında
içinden geçer kezzaplı gecelerin
yaslayarak başını umudun omzuna
kirli banknotlar işgâl eder
hoyrat coğrafyasını şehvetin

Serkan Engin
Bireylikler Dergisi Sayı 3/ 2005

Fanatizmin Psikodinamiği

Standard

dostluk

Fanatizmin Psikodinamiği

Birisi bana fanatizmin psikodinamiğini açıklayabilir mi? Dinlere, ideolojilere, futbol taraftarlığına, vs dair fanatizm…Kendisinin inandığı dine inanmayan, kendisinin savunduğu ideolojiyi savunmayan, kendisinin tuttuğu takımı tutmayanları ötekileştirmenin, düşman saymanın, hatta onu öldürmeyi hak saymanın daha ötesi görev saymanın altında yatan psikodinamik paradigma nedir? Empati yetisinin güdük kalmasıyla açıklanabilir mi mesela fanatizm?

Fanatizmin her türünün marjinalleştiği ülkelere bakıyoruz, örneğin İsveç’e, halkın eğitim seviyesi çok yüksekken, fanatizmin çok yüksek olduğu Afganistan’da eğitim seviyesi çok düşük. Peki, sadece “eğitim şart” klişesine sığınmak fanatizmin türeyiş, işleyiş ve gelişme mekanizmalarını anlamamıza, böylece bu süreci kesintiye uğratacak ve sönümlenmesini sağlayacak önlemleri almamıza yetiyor mu? Peki o zaman, çağdaşı ülkeler arasında bilimsel ve teknolojik açıdan en üst seviyede bulunan, köklü bir felsefi ve yazınsal geleneğe sahip olan Nazi Almanyası’nda insanların toplu halde öldürülmesi için duş odalarına zehirli gaz salan sistemleri tasarlayan yüksek eğitim-öğretim görmüş mühendislerin, çocukları acımasızca ırkçı deneylerinde kullanan doktorların varlığını nasıl açıklayabiliriz? Peki Stalin’in, Pol Pot’un, rejim muhalifi oldukları gerekçesiyle milyonlarca insanı katlettirmelerini sadece kişisel psikopatilerine veya iktidar hırslarına bağlamak olası mıdır?

Nedir fanatizmin kaynağı? Örneğin Freud’un savladığı gibi iki temel içgüdümüzden biri şiddet olduğu için midir? İnsanın evrim sürecinde bir anomali midir fanatizm?Tarih öncesi dönemde doğaya karşı verilen mücadelede hayatta kalmak için yegane silah olan şiddetin artık günümüzde bu işlevinin yersiz olmasına rağmen arketip olarak silinmemesi midir insanlardaki fanatizmin varoluş nedeni? İnsanlığın sırtında arkaik bir yük haline gelmiş olan şiddetin sönümlenmesinin yöntemi ve araçları neler olmalıdır peki? Nedir fanatizme uzanan yolun kökenindeki şiddeti var eden ve besleyen kaynak? Mesela beslenme alışkanlığının etkisi olabilir mi? Primat ailesinde şiddete en çok eğilimi olan türler, ağırlıklı olarak etobur beslenme alışkanlıkları olan insan ve babun türleridir. Memeliler sınıfı içinde şiddete yatkın olan “yırtıcı” kategorisindeki hayvanlar da etobur ağırlıklı beslenenler değil midir zaten. Uygurları ele alalım örneğin, Mani dinini benimseyip kültürel açıdan da Çinlilere yakınlaşarak self-asimilasyon sürecine girmişler, Hunlar ve diğer göçebe-yağmacı Türki klanlarda sürmeye devam eden etobur beslenme alışkanlığından otobur beslenmeye geçmişler ve akabinde savaşçılık vasfından, daha ötesi diğerleri gibi yağmacılıktan, barbarlıktan uzaklamışlar. Keza Doğu ve Güney Asya halklarının hemen hepsinde otobur ağırlıklı beslenme olduğu gibi, bu halkların içinden türeyen dinler şiddet önermez, hatta Budizm, Hinduizm gibi dini inançlar kesinlikle şiddete karşıdır da. Peki, bu durumda 3 milyondan fazla insanı kendileri gibi düşünmedikleri için öldüren Kızıl Kmerlerin varlığını nasıl açıklarız? Peki Çin, evrim sürecinde komşuları olan Türki kabilelerden çok daha önce yerleşik hayata, tarıma, el işçiliğine, maddi üretimle birlikte sanatsal, felsefi, bilimsel üretime geçmişken, nedir Türki klanların aynı çağda yağmacı-göçebe kalmalarının, üretmek yerine şiddet kullanıp üretilmişleri gasp etmek yoluyla yaşamlarını sürdürmeye devam etmelerinin nedeni?..

Hiç şüphesiz fanatizmin kökenlerinin ve günümüzdeki işleyişinin altındaki psikodinamik faktörlerin çözümlenmesi, uzmanlık alanına giren, hatta özellikle antropoloji, psikiyatri, nöroloji, sosyoloji, tarih gibi birden çok bilimsel disiplinin komorbit çalışmasıyla çözümlenebilecek kadar girift bir konu, ama sadece topu bilim adamlarına atıp sorumluluktan kaçamayacağımız kadar da önemli ve etkileri şiddetli olan bir konu. Bu yüzden sorularıma soru eklemeye davet ediyorum sizi, düşündükçe sormaya, sordukça araştırmaya, araştırdıkça kendimizi bir adım daha aşmaya. Zaten, fanatizmin en temel kuralı da “sorgusuz” körü körüne kabul ve kendini adama değil midir?..

Serkan Engin

Nisan 2013